600 Trilyon Dolarlık Küresel Servet Rekoru; Tehlikeli Dengesizlikler ve Şirketlerin Korunma Stratejileri

2025 yılı başı itibarıyla küresel servet 600 trilyon dolara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. Küresel net değer, 2000 yılında GSYH’nin 4,7 katıyken, 2024 yılı itibarıyla 5,4 katına yükselmiştir.

Bu tablo, ilk bakışta bir zenginleşme gibi görünse de detaylara inildiğinde ekonomik çıktılardan ziyade; hisse senedi, tahvil, gayrimenkul fi yatlarının yükselişi ve geçmişteki düşük faiz seviyelerinin yarattığı bir varlık enflasyonuna işaret etmektedir. Borç bağımlılığı, servet dağılımındaki eşitsizlik ve bölgesel riskler mevcut dengesizliğin en önemli göstergeleridir.

Servetin kompozisyonu ülkeler arasında farklı risk profilleri barındırmaktadır. Örneğin ABD’de servetin üçte biri hisse senetlerinde yoğunlaşmışken (yüksek piyasa riski) Avrupa’da gayrimenkul, Çin’de ise nakit ve mevduat ön plandadır.

Varlık Balonu ve Gerçek Değer Ayrışması

Küresel servetin GSYH’den hızlı artması; verimlilik artışından veya üretim kapasitelerinin genişlemesinden değil, borçlanma ve varlık fi yatlarındaki şişkinlikten kaynaklanmaktadır. Bu durum, gerçek bir değer yaratımı değil, finansal değerin genişlemesi ve yeniden dağıtımıdır.

Bu dengesizlik, ekonomiyi varlık fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı daha hassas hale getirmektedir. McKinsey Global Institute raporuna ve iktisat teorisine göre; bu dengesizlik ile mücadele etmenin tek sürdürülebilir yolu, verimlilik artışı (productivity acceleration) yoluyla reel ekonominin bu şişkin bilançoları yakalamasıdır.

Şirket Değerlemeleri Üzerindeki Baskı

Peki bu makroekonomik dengesizlikler şirket yönetimlerini ve değerlemelerini nasıl etkileyecek?

Düzeltme Riski: Hisse senetleri fiyatlarının irrasyonel beklentilerle aşırı değer kazandığı durumlarda, olası bir düzeltmenin boyutu sanıldığından daha derin olabilir.

Faiz Duyarlılığı: Hisse senedi değerlemeleri makroekonomik faktörlere karşı aşırı hassastır. Sadece faiz oranlarındaki 1 yüzdelik artışın, ABD’deki toplam şirket değerini yaklaşık 18 trilyon dolar azaltabileceği hesaplanmaktadır.

Türkiye Perspektifi: Faiz İndirimi ve Değerleme Yanılgısı

Türkiye’de uzun süre düşük tutulan faizler enflasyon ve döviz dengesi sorununa yol açmış, 2023 sonrası ise sıkı para politikasına geçilmiştir. Temmuz-Ekim 2025 döneminde TCMB tarafından başlayan faiz indirim döngüsü, teorik olarak iskonto oranlarını düşürüp şirket değerlemelerini yukarı çekmelidir.

Ancak enflasyonda kalıcı düşüş sağlanmadan ve belirsizlik ortadan kalkmadan yapılan indirimler, “kâğıt üzerindeki” değeri artırsa da nakit akışı yaratamayan şirketler için bir kurtuluş reçetesi değildir. Bu dönemde şirket değeri, faiz oranından ziyade, yaratılan serbest nakit akışının kalitesine bağlı olacaktır.

Kritik Senaryo: “Balance Sheet Reset” (Bilanço Sıfırlanması)

McKinsey Global Institute 2025 raporunda “En Kötü Senaryo” olarak yer alan Bilanço Sıfırlanması; varlık fiyatlarında sert düşüş ve ciddi servet kaybını ifade eder. Yüksek borç seviyeleri büyüme üzerinde ciddi zorluklar oluştururken borç geri ödemelerinin öncelik haline gelmesi şirketin yeni yatırımlarını ve operasyonel harcamalarını kısıtlar.

Bu süreçte mali yapıları güçlü, maliyetlerini yönetebilen dayanıklı (resilient) şirketler ayakta kalacaktır.

Yöneticiler İçin Stratejik Yol Haritası

Küresel belirsizlik ve “Balance Sheet Reset” riski karşısında şirketlerin hayatta kalma kiti şu üç stratejik hamleden oluşmalıdır:

  1. Agresif Likidite Simülasyonu: Şirketler varlık fiyatlarındaki sert düşüşlerden korunmak için optimal miktarın üzerinde nakit tutmalı ve likiditeyi önceliklendirmelidir. Nakit akışı farklı stres senaryolarına göre simüle edilmelidir.
  2. Tedarik Zinciri İstihbaratı: İş ortakları ve tedarikçiler arasındaki borç hareketleri yakından takip edilmeli, ödeme zorluğu yaşayacak taraflar önceden tespit edilerek riskler minimize edilmelidir.
  3. Verimlilik Odaklı Büyüme (Productivity Acceleration): Daralan ekonomide pazar payını korumanın ve bilanço risklerini azaltmanın tek “ideal” yolu; teknolojiyi ve otomasyonu kullanarak verimliliği artırmaktır. Ayrıca azalan iş gücü ve hammadde kaynaklarına erişimi şimdiden güvence altına almak kritiktir.

Sonuç olarak; 2025 ve sonrası, varlık fiyatlarıyla sarhoş olanların değil, nakit akışına ve verimliliğe sadık kalanların dönemi olacaktır.

  • Mischke, J., Anderson, RJ., White, O., Smit, S., Birshan, M., Leung, N., Johansson, S., Govindarajan, A., Greenberg, E. (2025) Out of balance: What’s next for growth, wealth, and debt? McKinsey Global Institute
    https://mck.co/48V6OZO